taslaktır…öyküm

Bilirkişi sanıyordum kendimi. Bir çok konuda fikir beyan ediyor ve bu fikirlere de saygı duyulmasını bekliyordum. Dayanaksız fikirler öne sürmediğimden, her konuda söz hakkım var diye düşünüyordum. Aslında saygı gördüm de. Zaten hiçbir şeyi sorgulamayanların dünyasında daha az bir karşılık almak beni şaşırtırdı. Ama yine de monologdu yaşadığım. Bu oyunu oynamaya uzun süre devam ettim fakat son gülerde iyice sıkıldığımı hissediyordum.

Monoloğumdan çok insan faydalandı. Şimdi ise benim ihtiyacım var ona. Hem de ölesiye bir ihtiyaç. Ne yapacağımı ve kime sığınacağımı bilemediğimden, bir su şişesinin içine anlattım derdimi. Yaklaşık 20 litrelik bir su şişesi bahsettiğim. İçindeki cümleler o kadar çoğaldı ki her an patlayabilir diye düşünüyorum. Ben öldükten sonra ilk ağızdan dinleyebilsinler diye hikayemi,su şişesini polise yollayacağım. Bir de bu yazılı metni oluşturuyorum ki su şişesinin başına bir iş gelirse buradan gerçekler öğrenilebilsin.

Yine bilmişlik tasladığım bir öğleden sonra buluşmasındaydım. İnce askılı bir bluz vardı üzerinde. Memelerinin çatalı ele veriyordu ateşli vücudunu. Zarif olduğundan emin bir hareketle sarıldı bana. Diğer masalardaki erkeklerin ve kadınların kendisine baktığını bilen o özgüven dolu sesi, ağlarken bile şahaneydi. Sarılmamız esnasında bluzünün altından akan ipeksi tenini hisseder hissetmez geri çekildim. Dokunuşların anlamı yoktu benim dünyamda. Kelimeler olduğu müddetçe zaten en mükemmel bendim. O yüzden çevremde bir şey konuşulacaksa benimle konuşulurdu. Begüm de aynı şeyi yapmıştı. Başka erkeklerle yatar ama cinselliği benimle konuşur, başka kadınlarla sinemaya gider ama eleştirsini benimle yapardı. Begüm, Adana’nın en güzel kadınıydı.

Anlattı. Kibar kelimeler seçerek nasıl aldatıldığından, erkeklerin evriminden bahsedip nasıl modern birer hayvana dönüştüklerinden dem vurdu. İşte tam bu noktada artık benim müdahalem başlayacaktı. İçinde evrim, modernite, aldatılma gibi kavramlar geçen bir konuda da bilirkişilik yapamazsam bir anlamım kalmazdı değil mi? Begüm’ün de beklediği gibi başladım onu bilgilendirmeye. Kendi cinsime öyle ağır ithamlarda bulundum ve de bu ithamlar o kadar bilimseldi ki bir ara abarttığımı itiraf etmeliyim. Ama bu mürekkep kokan cümlelerim Begüm’ü çok mutlu ediyordu. Üzülmesine gerek olmadığını, doğanın döngüsünün bu şekilde olduğunu kanıtlarıyla dinledikçe mest oluyordu.

Konuşmamın sonuna doğru yanağıma bir öpücük kondurdu. Şimdiye dek dertlerine çare bulduğum, anlamsız cümleler kurup anlattığı anılarını yeniden anlamlandırıp geri verdiğim, geçmişini yarattığım bu kadın, ilk kez benimle fiziksel temas yaratıyordu. Midem salıncakta sallanıyormuşçasına gerildi. Karşımdaki kadın eskiden çevresindeki diğer erkeklerde bulamadığı iletişimsel yakınlaşmayı bende ararken birden aşama atlamış ve bu arayışı tensel bir kaosa sürüklemişti. Keşke dursaydı ama ne yazık ki durmadı. Tam da kendimi toparlayıp mantıklı bir açıklama ile onu durduracak cümleyi kuracağım anda dudaklarıma yapıştı. Öylesine kaybetmişim ki kendimi, varolan tüm değerimi yitirdiğimi düşündüm. Eğer sözcüklerim bir şey ifade etmeyecekse artık ve onları dinlemek yerine dudaklarımı öpecekse bu kadın; ölmeyi yeğlerdim. Çünkü öpmekten bir gün vazgeçeceğini ve gideceğini bilirdim. Oysa cümlelerim kilit altında tutardı her şeyi ve herkesi. Tutuklum olurlardı. Begüm’de tutuklularımdan biriyken yer değiştirdi. Beni öptüğü anda aslında firarda olan bir mahkuma dönüştü gözümde.

Dediğim gibi kendimi kaybettim. Nehrin yanındaki çay bahçesinden aldım, Galleria’nın tuvaletlerine götürdüm onu. Seks vaat etmiştim. Kandı geldi. Ne de olsa hafifmeşrepti. Alt kattaki tuvaletlere gittik. Genelde tenha olurdu orası. Erkekler tuvaletine girdik. Kimse görmedi. Victorinox çakımla deştim kalbini. Öyle ani bir vuruştu ki sesi bile çıkmadı. Gözleri soldu gözlerimin önünde. Durduğumu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Mahkumu kaçtığı için, onun hakkında ölüm fermanı çıkartan ve de yakalandığında en zalim işkencelerden geçirilerek öldürülmesini buyuran br imparatoluktum ben. Orta çağdaydım. Parçalara ayırdım Begüm’ü o küçük tuvalette. Klozete attım, sifonu çektim….Ş.G.K

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s