Dürtülmüş İnsanlar

5 kardeşten en küçüğüydü. Abilerinin Özgür, Deniz, Fırat ve Cem olan isimlerinin yanında ona Muhammed adı verilmişti. 12 yaşından 54 yaşına dek koyu bir sosyal demokrat olan babası Güngör Bey, 55 yaşında gördüğü bir rüya sonrasında dinine dönmüş ve bir hayli geçmiş yaşında kaza eseri doğan bebeğini bu isimle taçlandırmıştı. Annesi garip bir kadındı. Çocuklarının üstüne titremezdi hiçbir zaman. Yemek yapmayı sevmez, ütüyeyse asla bulaşmazdı. Sayesinde sabahları kimse kahvaltıya kalkmak zorunda kalmaz, herkes ekmek arası birşeylerle yatıştırırdı midesini. Sanki hayal kurabildiği tek zaman dilimi örgü ördüğü anlarıydı Ayşe Hanım’ın. Bir tek o zamanlarda normal bir kadına benzerdi. Muhammed büyüyüp de algıda seçiciliği arttığı zaman farketti annesinin garipliğini. Okul arkadaşları temiz önlükler giyerken onun ki hep kirliydi. Sonra babasının eski bir solcu olduğu gerçeğiyle lisede tanıştı. Evdeki kitapları okumaya heveslendiği zamanlardı artık. Sol yayınlarından yüzlerce kitap vardı salondaki kütüphanede. Oysa babası bir tek dini kitaplar okumaktaydı artık. Anladı Muhammed kardeşlerininin neden sadece paraya taptıklarını, babasının birden neden dinine döndüğünü ve annesinin daimi suskunluğunu. Mutsuzdu hepsi. Ezberledikleri yaşamları yaşıyorlardı. Kendilerine verili isimlerle kişilikleri gelişiyor, sonra başka arayışlara giriyor, değiştiklerini sanarak kendilerini kandırıyorlardı. Annesi, gençliğindeki feminist bakış açısının verileri ile ailesine karşı açtığı isyan bayrağını taşıyordu. Hem evlenmiş hem 5 çocuk doğurmuştu ama sanki ilgisiz davranırsa değerlerine aykırı davranmayacaktı. Babası hayatı boyunca eylem kaçırmamıştı ama ölüme yaklaştıkça rüyaların diline sığınarak dine dönmesinin kılıfını ayarlamıştı. Abileri ateşli devrimciler olarak üniversitelerine gitmiş ve kapitalizmin hinliklerini çözdüklerini sanarak para kazanmanın ilmini bulmuşlardı. Muhammed 5 yıl boyunca sadece düşündü. Onlar gibi olmayacaktı. Bunu biliyordu. Ama nasıl başaracaktı, işte o kısmı bir türlü bulamıyordu. İsminden korkuyordu en çok. Vücuduna bir değerler sistemi yüklenmişti. Bu isimle nasıl başarabilirdi ki özgür irade sahibi olmayı. Düşündüğü bu beş yıl boyunca önceleri hep korktu. İçini gördükçe saklandı. Belki bir yerlerde onu kurtaracak birisi var sandı. Aşkı aradı bazen, bazen kaçtı ondan. Çoğu zaman sevişmeyi seçti kendini kaybetmek uğruna. Yalanların arkasına sığındı korkusundan bazen. Ama 23 yaşında geldiğinde Muhammed inanması gereken hiçbirşey kalmadığını buldu. Ne ismini değiştirmek zorundaydı ne de ailesini. Ne aşık olmanın boşluğuna kanmalıydı ne de cinsel dürtülerin yıkıcılığına. Muhammed insan olmalıydı bir şekilde. Çevresinden ona sunulan hiçbir şeye aldanmamalıydı. İnanmamalıydı. Ama bu şekilde de dolduramıyordu benliğini. Bir şeyler eksik kalıyordu. Meslek, eş, çocuk sahibi olmak gerekiyordu. İçinde yok edemediği bazu inançlar onu bu yollara itiyordu. Hiçbir şeye inanmamak da işi kolaylaştırmıyordu anlayacağınız. Napacak Muhammed ben de bilmiyorum? Ama bir yolunu bulacağından eminim. Bu yola çıkanlar her zaman yollarını bulurlar.

Hatırlamıyorum

Kırmızı mıydı
Yanılıyorum muhtemelen
Belki de turuncuydu
Kumaş boyasına yeni batırılmış
O kadar belli ki
Bir önceki renkten hoşlanılmamış
Bir kısım beğendi göz alıcılığını
Övdü okşadı
Bir kısım severmiş gibi yapıp aralarında ayıpladı
Belki de açık kahveydi
Hatırlayamıyorum şimdi