Primadonnamı geri istiyorum

Kalemtraşın sesini yan odadan duyan annesi;” Yeter artık açıp durma şunları, sinirlerimi geriyorsun!”, diye bağırdı. Kadın bağırırken öyle tiz bir ses yayıyordu ki, Selin bazen camların kırılacağını düşünürdü. Ama oralı olmadı. Devam etti 46. kalemini de açmaya. Resim yapmak kolay iş değildi sonuçta. Her kalemin ucunu çizeceği figüre göre açıyordu. Bazısı incecik bir uçla kalıyor bazısıysa küt bırakılıyordu. Sarıyla kırmızıdan oluşan bir saç şekli yapmalıydı. Ama bu iki boya karşıp da asla bir turuncu yaratmamalıydı. Öyle hayal etmişti ve annesinin sesinin bu hayali bozmasını istemiyordu. Bukleler dökülmeye başladı birer birer. Kalın bir bantla ayrılmış iki kesit saçın dip kısmı sarı alt kısmı ise kırmızı olacaktı. Bant açık yeşildi. Selin ilkin saçları çizerdi her zaman. Yüz saçın altında bir teferruattı sadece. 8-9 saat içinde sağına dönük bir kadın figürü belirmişti artık tuvalde. Etrafı pudralı erkeklerle doluydu. Sahnenin sol yanında duran ama aslında tüm sahneyi dolduran bir primadonna. Selin gözleri dolu dolu baktı biten resme. Keşke dedi içinden ama tuttu sesini dışına çıkmasın diye. Annesi sabah uynadığında başucunda bulacaktı resmi. Felçli ayaklarını hissedecekti ilk defa. Üzülecekti ilk defa. Selini anlayacaktı belki. Aslında güzel bir insanı nasıl huysuz bir hastaya dönüştürdüğünü görecekti belki. Kadın uzun uzun baktı resme ve bir daha Selin’e hiç bağırmadı…