Radiohead-Karma Police-Lyrics (Çeviri)

Karma police, arrest this man( Karma polisi, bu adamı tutukla)
He talks in maths ( Matematik dilinde konuşuyor)
He buzzes like a fridge ( Buzdolabı gibi vızıldıyor)
He’s like a detuned radio ( O, detone bir radyo gibi)

Karma police, arrest this girl ( Karma polisi, bu kızı tutukla)
Her Hitler hairdo is making me feel ill ( Hitler  saç şekli beni hasta ediyor)
And we have crashed her party( ve biz onun partisine davetsiz girdik- ve biz onun partisini mahvettik de olabilir)

This is what you get( başına bu gelir işte)
This is what you get
This is what you get when you mess with us( bizimle uğraşırsan başına bu gelir işte)

Karma Police
I’ve given all I can ( verebileceğim her şeyi verdim)
It’s not enough ( ama yetmiyor)
I’ve given all I can
But we’re still on the payroll( ama biz hala maaş kuyruğundayız)

This is what you get
This is what you get
This is what you get when you mess with us

For a minute there, I lost myself, I lost myself ( bir dakikalığına, kendimi kaybettim)
Phew, for a minute there, I lost myself, I lost myself

For a minute there, I lost myself, I lost myself
Phew, for a minute there, I lost myself, I lost myself

Anecdotes of Mr Keuner *-çeviri-

What’s wise about the wise man is his stance

A philosophy professor came to see Mr. K. and told him about his wisdom. After a while Mr. K. said to him: “You sit uncomfortably, you talk uncomfortably, you think uncomfortably.” The philosophy professor became angry and said: “I didn’t want to hear anything about myself but about the substance of what I was talking about.” “It has no substance,” said Mr. K. “I see you walking clumsily and, as far as I can see, you’re not getting anywhere. You talk obscurely, and you create no light with your talking. Seeing your stance, I’m not interested in what you’re getting at.”

BİLGE KİŞİDE BİLGECE OLAN, TUTUMUDUR

Bay K.’ya gelen bir felsefe profesörü, ona kendi bilgeliğini anlattı. Bir süre sonra Bay K., ona şöyle dedi: ”Sen rahatsız oturuyorsun, rahatsız konuşuyorsun, rahatsız düşünüyorsun.”

Öfkelenen felsefe profesörü, şu karşılığı verdi: ”Ben, kendime değil, fakat söylediklerimin içeriğine ilişkin bilgi edinmek istemiştim.” ”Söylediklerinin hiçbir içeriği yok”, dedi Bay K. ”Yolunda beceriksizce ilerlediğini görüyorum ve yine gördüğüm kadarıyla, bu ilerlemen sırasında erişebildiğin hiçbir hedef yok. Söylediklerin karanlık; konuşman sırasında hiçbir şeyi aydınlatamıyorsun. Bu tutumunu görünce, hedefin beni ilgilendirmiyor.”

ORGANISATION

Mr K once said: ‘The thinking man does not use too much light,
nor too much bread, nor an idea too many.’

ÖRGÜTLENME

Bay K., bir defasında şöyle dedi: ”Düşünen insan hiçbir ışığı, hiçbir ekmeği, hiçbir düşünceyi boşuna kullanmaz.”

*Bertolt Brecht- Tales from the calender

Placebo-I know( live )-lyrics(çeviri)

I know, you love the song but not the singer( biliyorum, şarkıcıyı değil ama şarkıyı seviyorsun)
I know, you’ve got me wrapped around your finger(biliyorum, beni parmağının ucunda oynatıyorsun)
I know, you want the sin without the sinner (biliyorum günahı günahkarsız istiyorsun)
I know
I know

I know, the past will catch you up as you run faster(biliyorum; sen daha hızlı kaçtıkça geçmiş seni yakalayacak)
I know, the last in line is always called a bastard (biliyorum, sıranın sonundakine her zaman aşağılık denilir–sona kalan dona kalır–)
I know, the past will catch you up as you run faster
I know
I know

I know, you cut me loose in contradiction( biliyorum, beni ikilemden kurtardın)
I know, I’m all wrapped up in sweet attrition( biliyorum, tatlı bir pişmalıkla sarmalandım)- live versiyonunda “I’m all wrapped up in my addictions” diyor= bağımlılıklarımla sarmalandım)
I know, it’s asking for your benediction( biliyorum, o senin kutsamanı istiyor)
I know Continue reading

muse- sing for absolution

Lyrics:
“Sing For Absolution”

lips are turning blue ( dudaklar mavileşirken)
a kiss that can’t renew ( yenilemeyen bir öpücük)
I only dream of you ( sadece seni düşlerim)
my beautiful ( güzelim)

tiptoe to your room ( parmakucumla odana girerim)
a starlight in the gloom (karanlıkta bir yıldız ışığı)
I only dream of you ( sadece seni düşlerim)
and you never knew ( ama sen hiç bilmedin)

sing for absolution ( bağışlanmak için şarkı söyle)
I will be singing ( söylüyor olacağım)
And falling from your grace ( ve senin lütfundan aşağılara düşerken)

there’s nowhere left to hide ( saklanacak bir yer yok)
in no one to confide ( güvenecek kimse yok)
the truth burns deep inside ( gerçek derinleri yakar)
and will never die( ve hiçbir zaman ölmez)
…….
……
our wrongs remain unrectified ( hatalarımız düzeltilmeden kalır
and our souls won’t be exhumed ( ruhlarımız yeniden ortaya çıkmayacak)

METHOD STATEMENT OF DRAMIX MIXED SPRAYED CONCRETE- PÜSKÜRTME BETON İÇİN YÖNTEM BEYANNAMESİ (çeviri)

İÇİNDEKİLER
SAYFA NO
00. REVİZYONLAR 1
01. GİRİŞ 2
02. PÜSKÜRTME BETON TANIMI 2
03. SHOTCRETE DİZAYNI 2
04. PÜSKÜRTME BETON ÜRETİMİ NAKLİYESİ VE ATIMI 3
05. ŞANTİYE TESTLERİ VE DAYANIM 3
06. DRAMİKS KATKILI PÜSKÜRTME BETON YENİ FİYATI 4
07. ÇALIŞAN LİSTESİ 4
08. EKİPMAN LİSTESİ 4 Continue reading

Empire of the sun-we are the people(çevirisi)

We can remember swimming in December ( kasımda yüzdüğümüzü hatırlayabiliriz)
Heading for the city lights in 1975 ( 1975 ‘te şehrin ışıklarına doğru yol alırken)
We share in each other ( Birbirimizle paylaşırız)
Nearer than farther ( Daha uzaktan daha yakın)
The scent of a lemon drips from your eyes ( limonun kokusu gözlerinden damlar senin)

We are the people that rule the world( dünyayı yöneten insanlarız biz)
A force running in every boy and girl ( her kızın ve oğlanın içinde akan enerjiyiz)
All rejoicing in the world (hep beraber dünyada neşelenen)
Take me now, we can try( al beni, deneyebiliriz)

We lived an adventure( bir macera yaşadık)
Love in the summer( yaz aşkı)
Followed the sun until night( akşama kadar güneşi takip edip)
Reminiscing other times of life( hayatın başka zamanlarını hatırlatan)
For each every other ( her birimiz  için)
The feeling was stronger( duygu daha fazlaydı)
The shock hit eleven, got lost in your eyes ( şok 11’i vurdu, gözlerinde kayboldum)

I can’t do well when I think you’re going to leave me
But I know I try( beni bırakacağını dşündükçe iyi olamıyorum ama deneyeceğimi biliyorum)
Are you going to leave me now?( şimdi beni bırakacak mısın?)
Can’t you be believing now( Şu anda inanıyor olabilir misin?))

Can you remember and humanize (  hatırlayıp, insanileştirebilir misin)
It was still where we’d energized ( hala güçlendiğmiz yerdi)
Lie in the sand and visualize( kumda uzanıp gözünde canlandır)
Like it’s ’75 again( sanki yeniden 1975 gibi)

I know everything about you( senin hakkında her şeyi biliyorum)
You know everything about me( benim hakkımda her şeyi biliyorsun)
Know everything about us( hakkımızda herşeyi biliyorlar)

not: bazı kısımları çok da içime sinerek çeviremedim daha iyi fikri olanlara açığım 🙂

Medikal kontes

Bugün ilacı bırakışımın sekizinci günü. İçimden bir ses -ki bu ses uzun süredir içimde küllenmişti- ona doğru git diyor. Biliyorum, asla yapmamam gereken bir şey bu. Ama içimdeki bu sesle baş etmemin tek yolu sesi hem duymak hem de duymazdan gelmek. Tuti, ilacı bırakmamdan 6 ay öncesinde başladı beni eğitmeye. Uyuşmuş hislerimden uyanık halime adım attığımda ilk aklıma gelecek olanın “o” olduğunu bana sürekli hatırlatıp nasıl karşı duracağımı hafızama işlemeye çalıştı. Neyse ki bir çok eksiğime rağmen güçlü bir hafızam var. Ne derler, insan beyninde düşündüğü şeyleri yaşamış gibi olur ve bu düşünceleri fiziksel aktiviteye döktüğünde çaylaklık çekmezmiş. Sanırım Tuti’nin istediği de buydu. Laf aramızda yine de çaylaklık çekiyorum.
İlk gün elimdeki damarlarların şişip beyazlaştığı gerçeğiyle karşılaştım. Daha sonraki 6 gün boyunca göz bebeklerim sarardıkça sarardı. Bugünse canım çekiyor. Ama ben şarabımı içip, balkondaki fesleğenlerimi sulayacağım, sabahtan beridir yapageldiğim gibi. Açlığı unutmak imkansız ama yönetmek gittikçe kolaylaşacak bir durum. En azından buna inanmak istiyorum.
NOT: Tutiye söylemeyeceğinizden emin olduğum için sizinle bir sırrımı paylaşmak istiyorum. Eğer fesleğenlerimin arkasında duran dolabın içindeki kanı çekilmiş iki ceset gibi olmak istemezseniz benden uzak durun…