MÜLTECİ STATÜSÜNÜN TESPİTİNE TEMEL TEŞKİL EDEN NEDENLERDEN:KORKU,BASKI-ZULÜM

MÜLTECİ STATÜSÜNÜN TESPİTİNE TEMEL TEŞKİL EDEN  NEDENLERDEN:

KORKU,BASKI-ZULÜM

GİRİŞ

 İltica olgusu, varlığını modern dünyanın çok daha gerisinden itibaren devam ettirmiştir.İltica,  “Uluslar arası hukukta, yurttaşı olduğu devletten cezai kovuşturma, mahkumiyet ya da siyasal baskı nedeniyle kaçan kişilere başka bir devletçe tanınan koruma”<a title=”” [1] olarak ifade edilmektedir. Çağdaş dünyanın iltica olgusuna verdiği sözlük anlamı dışında , tarihçe olarak ;iltica,  Hitit ve Aztek yazıtlarında dahi varlık bulmuştur. Bu yazıtlar incelendiğinde o dönemde sözleşmelerde önemli bir unsur olarak ilticanın yer aldığı görülmektedir. Ayrıca dinler tarihinde de yaşanan baskı ve zulüm olayları esnasında , insanlar iltica yoluna başvurmuşlardır. “İslam tarihinde ilk inananların üzerindeki baskıların zulüm boyutuna ulaştığı bir zamanda başta Habeşistan’a sığınmış olmaları, sonrasında ise Medine’ye hicret etmeleri, İslam tarihinde çok önemli ve hayati bir dönüm noktasını oluşturmaktadır. Keza, İspanya’dan kaçan Museviler için Osmanlı İmparatorluğunun sığınma hakkı tanımış olması, şüphesiz bu din mensupları için unutulmayacak bir insanlık örneği oluşturmuştur.”[2] Dini müesseselerin bir sığınak olarak görülmesi, 20. yy da devletlerin, “mülteci”yi  kabul etme mekanizmasını, erklerinin içine yerleştirmesi ile birlikte yavaş yavaş son bulmuştur.

Mülteci kimdir?

*menşei ülkesi dışında buluna

*-ırkı

-dini

-tabiiyeti

-belli bir toplumsal gruba mensubiyeti, veya

-siyasi görüşü sebebiyle zulüm görmekten haklı nedenlerle korku duyan,ve

*ülkesinin korumasından yararlanamayan ya da yararlanmak istemeyen, veya zulüm korkusu nedeniyle buraya dönmek istemeyen kişidir, mülteci.[3] Bu tanım, 1951 den sonra bazı sözleşmelerle birlikte genişletilmiştir. Afrika’daki Mültecilerin Özel  Sorunlarını Ele Alan Afrika Birliği Örgütü(OAU-ABÖ) Sözleşmesi bu tanıma ek olarak; “ kendi menşei ülkesi ya da vatandaşı olduğu ülkenin bir bölümünde ya da tümünde dış saldırı, işgal, yabancı egemenliği ya da kamu düzenini ciddi biçimde bozan olaylar nedeniyle ülkesini terk etmeye zorlanan herkestir.” tanımını da getirmiştir. Böylece ülkelerinden ayrılmak zorunda bırakılan kişiler de bu tanımla birlikte kapsam dahiline alınmışlardır.

1984 yılında, Latin Amerikalı hükümet temsilcileri ve hukukçuların yapmış olduğu konferanslar sonucu CARTEGENA Bildirisi kabul edilmiştir. 1951 tarihli sözleşmeye ek olarak; “yaygın şiddet, dış saldırı, ,iç çatışmalar, yaygın insan hakkı ihlalleri ya da kamu düzenini ciddi olarak bozan diğer koşullar nedeniyle hayatları, güvenlikleri veya özgürlükleri tehdit altında olduğu için ülkesinden kaçan kişiler de kapsam içine alınmıştır.[4]

Bu çalışmada,yukarıda  özet olarak sunduğumuz iltica ve mültecilik olgusu ışığında, asıl olarak, mülteci statüsü’nün tespitine temel teşkil eden nedenlerden “baskı ve zulüm” kavramlarına yer verilecektir.

MÜLTECİ STATÜSÜNÜN TESPİTİNE TEMEL TEŞKİL EDEN NEDENLER

1951 Sözleşmesinin mülteci tanımında ki temel unsurlar değerlendirildiğinde, bir bireyin mülteci olarak kabul edilebilmesi için bir takım şartların varlığı esastır. Bu şartlar;

1-Yabancı olma koşulu: Kendisine başvurulan ülkenin, başvuran şahsın mültecilik statüsü ile ilgili bir karar verebilmesi için, bu şahsın tabiiyeti dışında olan bir ülkede bulunuyor olması yani başvuruda bulunduğu ülke içinde “alienage”[5] durumda olması gerekmektedir.

2-Korku,baskı-zulüm ve bunlara temel teşkil eden nedenlerin varlığı: Aşağıda incelenecektir.

KORKU,BASKI-ZULÜM

1951 Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme’nin 1. maddesinde “1 Ocak 1951’den önce meydana gelen olaylar sonucunda ve ırkı,dini,tabiiyeti,belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle, yararlanmak istemeyen………” şeklinde de kaleme alınan ifadesiyle “ baskı ve zulüm” , mülteci kavramının temel tanımını oluşturmaktadır.

Korku,baskı ve zulme temel teşkil eden nedenler nelerdir?   Bu nedenler bireyin ırk, ulusal kimlik gibi doğumuyla elde ettiği veya din, siyasal düşünce gibi sonradan kişiliğini biçimlendirdiği niteliklerdir. Görüldüğü gibi sayılan özellikler; kişiye sıkı sıkıya bağlı ve kişinin temel insan hakları ile ilgilidir. Nedenleri incelemeden önce korku, baskı-zulüm kavramlarının yapıtaşlarının neler olduğuna değinilecektir.

1-KORKU: Sözlük anlamıyla korku;

1 .    Bir tehlike veya tehlike düşüncesi karşısında uyanan kaygı duygusudur.
2 .    Kaygı, üzüntüdür.
3 .    Kötülük gelme ihtimali, tehlike, muhataradır.
4 .   psikoloji  Gerçek veya beklenen bir tehlike ile yoğun bir acı karşısında uyanan ve coşku, beniz sararması, ağız kuruması, kalp, solunum hızlanması vb. belirtileri olan veya daha karmaşık fizyolojik değişmelerle kendini gösteren duygudur.[6)

1951 Sözleşmesi’nde korku kelimesiyle anlatılmak istenen kişinin karşı karşıya olduğu tehdit ve tehlike halidir. Her bireyin aynı olaya karşı verdiği tepkilerin farklı olacağından yola çıkarak, korkuya neden olan  durumların bireyin özelliklerini , yaşam koşullarını, ülkesinin standartlarını da hesaba katmak önemlidir.Bu konuda sübjektif yaklaşım esastır. Sözleşme metninde bireylerin, doğal afetler gibi olaylar karşısında da ülkelerinden ayrılabilecekleri ve mülteciliğe başvurabilecekleri göz ardı edilmiş olsa da , bir çok uygulama sonucu korkuya neden olabilecek olaylar, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin de çalışmaları sonucu geniş bir yelpazeyle incelenmeye başlanmıştır. BMMYK’nın yayımladığı ELKİTABI’nın 44.paragrafında da kişinin sübjektif durumunun tahlilindeki öneme vurgu yapılmış ve korku daha geniş bir düzlemden tanımlanmıştır.[7]

1951 Sözleşmesi, ülkelerin uygulamaları,BMMYK çalışmaları ve 1946 Uluslararası Mülteciler Örgütü Kuruluş Yasası ‘ndaki tanımlardan günümüze taşınan şudur ki; korkunun sadece kişinin yaşadığı olaylardan kaynaklanması değil gelecekte yaşayacaklarından da kaynaklanabilmesi kabul edilmiştir.[8]

2-BASKI VE ZULÜM:  Sözlük anlamı;

     Güçlü bir kimsenin yasaya veya vicdana aykırı olarak başkasını uğrattığı kötü durum, kıygı, acımasızlık, haksızlık, eziyet, cefa.[9)olan zulmün oluşabilmesi için hangi tür hareket ve tepkilerde bulunulmuş olması gerektiği ile ilgili bir liste mevcut değildir. 1951 Sözleşmesi’nin hazırlandığı dönemin şartları da göz önünde bulundurulursa, bu kavramın esnek bırakıldığı ortadadır. “Bununla birlikte İHEB madde 14 ve 1951 Sözleşmesi madde 33 ile birlikte değerlendirildiğinde yaşama hakkı, kişi güvenliği ve özgürlüğünün ihlali, işkence görme riski, insanlık dışı ceza ve tedbirlere muhatap olma tehlikesi ve genel anlamda temel-çekirdek insan haklarının ortadan kaldırılmasına yönelik uygulamalar (devlet veya devlet dışı faktörler tarafından) bu kapsamda değerlendirilebilir.”[10]

BMMYK’nın hazırlamış olduğu ELKİTABI’nda da zulüm kavramının sınırları genişletilmiştir. Ancak zulmün oluşmasını sağlayan gerekçeler  için genel geçer bir kaide konulamayacağından dolayı , olayın tüm şartları incelenerek sonuca varılmalıdır.

1951 Sözleşmesi’nde baskı ve zulme temel teşkil eden nedenler:

1-KİŞİSEL VE SİYASAL NEDENLER: 1951 Sözleşmesi’nde tek tek sayılmışlardır:

1.1. IRK:Sözlük anlamı;

  1 .    Kalıtımsal olarak ortak fiziksel ve fizyolojik özelliklere sahip insanlar topluluğu.
  2 .    Soy.       
  3 .   biyoloji  Bir canlı türünde aynı karakteri taşıyan canlıların oluşturduğu alt bölüm.[11]  Yukarıdaki anlamından başka olarak, “büyük bir nüfus içinde azınlık oluşturan ortak bir soyun belirli bir sosyal grubuna üyeliği de içine alır”[12]. 1969 tarihli Her Türlü Irk Ayrımcılığının Tasfiye Edilmesine Dair Uluslararası Sözleşme ve  1973 tarihli Kurumsallaşmış Irk Ayrımcılığının (Apartheid) Önlenmesi ve Cezalandırılması Konusunda Uluslararası Sözleşme‘lerde de ırk ayrımcılığı konusunun en büyük insan hakları ihlallerinden olduğu tekrarlanmıştır. Bu sözleşmeler mülteci hukuku arenasında da argüman olarak kullanılmaktadır.1951 sözleşmesinde kullanılan ırk kavramında da bilimsel kategoriden çok önyargılarla oluşmuş kategoriler de göze çarpmaktadır.[13)

1.2. MİLLİYET: Genel manası ile bir devletin kendi vatandaşına vatandaşlık bağı nedeni ile zulmetmesi söz konusu olmayacağına göre burada  bakılması gereken konu, belirli bir kültür, etnik grup veya dil grubuna mensup olup olmamadır. Bu nedenle milliyet terimi, ırk terimiyle aynı anlamda kullanılmaktadır.

1.3. DİN: 1948 İnsan Hakları Evrensel Bildirisi[14] ve bir çok uluslar arası sözleşme din ve vicdan özgürlüğünü temel bir insan hakkı olarak tanımlamıştır.Her hangi bir inanç sistemini benimsemiş veya hiç bir dini benimsememiş bir kişinin bu kimliğinden ötürü uğradığı baskı ve zulmü ifade etmektedir. “1981 tarihli Din veya İnanca Dayalı Her Türlü Hoşgörüsüzlük ve Ayrımcılığın Kaldırılması Bildirisi bu özgürlük alanının kapsamı hakkında daha detaylı düzenlemeler içermekte ve ilgili devletlere sorumluluklar yüklemektedir.”[15]

1.4. SİYASAL DÜŞÜNCE: Düşünce özgürlüğü temel insan haklarındandır. Bir bireyin siyasal düşüncelerinden kaynaklı olarak mültecilik statüsüne başvurusunda aranacak kıstaslar vardır. Bireyin, vatandaşı olduğu ülkenin resmi ideolojisinden farklı bir ideolojiye sahip olması, bu farklılığın resmi organlar nezdinde bilinmesi, bu farklılığın kabul edilmemesi yani bireyin zulüm tehlikesi altında olması gerekmektedir.Düşünce özgürlüğü, İHEB ve bir çok BM sözleşmesince de koruma altına alınmıştır.

Bireyin , mültecilik statüsü başvurusu sonrasında, tüm koşulları değerlendirilmelidir. Aynı sübjektif yaklaşım burada da söz konusudur. Eyleme dökülmüş olan siyasi düşünce yahut ifadeye dönüşmemiş olan siyasi düşünce arasında bir fark gözetilmemeli, şartların varlığına bakılmalıdır. Aksi halde dar yorumlanan bir kavram, insanların yaşam haklarına zarar verebilecektir.

1.5. BELİRLİ BİR SOSYAL GRUBA MENSUBİYET: “Kişiyi vatandaşı olduğu topluluktan farklı kılan, doğuştan gelen ve kimliğinin oluşmasında etkili olan ve değiştirilmesi pek mümkün olmayan nedenlerin varlığı halinde, bu kişilerin oluşturduğu toplumsal gruba aidiyet bu kapsamda değerlendirilir. Cinsel ayrımcılıktan kaynaklanan kimi şiddet şekilleri (cinsel zulüm, cinsel kölelik, bir etnik temizlik yöntemi olarak sistematik tecavüz gibi) ve eşcinsellik de bu madde altında düşünülebilmektedir. Keza ülkedeki kadınlara yönelik ayrımcılık biçiminde ortaya çıkan kimi baskı ve tehditler, baskı ve zulüm boyutuna gelmiş ise bu grup altında değerlendirilebilir.”[16]

Doktrinde, belli bir gruba mensup olma durumu 3 alt kategoride incelenmektedir;

i-doğuştan gelen ve değiştirilmesi olanaksız olanlar(cins, renk vs.)

ii-kişinin kendi iradesi ile geçmişte aldığı ancak istese de kendi iradesi ile terk edemeyeceği özellikler

iii-iradi olarak belirlenmekle birlikte insan onuru ile ilgili olanlar.

1951 Sözleşmesi’nin hazırlandığı dönem de cinsel ayrımcılık ayrı bir unsur olarak belirtilmemiş ve belirli bir sosyal gruba mensup olma durumu içinde değerlendirilmiştir. Aile,sınıf olguları da bu başlıkta yer almaktadır. Bu olgulardan kaynaklı başvuruda bulunan bireylerde önemli olan yine baskı ve zulüm korkusu yaşayıp yaşamadıklarıdır. Ayrıca, dernek , sivil toplum kuruluşları, gönüllü kuruluşlar gibi örgütlenmelerde yer alan bireyler de eğer bu katılımlarından kaynaklı baskı ve zulüm görüyorlarsa aynı başlık gerekçesiyle mültecilik statüsü talebinde bulunabilirler.

Diğer Nedenler:

1951 Sözleşmesinin dışında doktrinde ve ülke uygulamalarında gelişmiş olan nedenler de ortaya çıkmıştır.

1-ADİ VE SİYASİ SUÇLARA DAYALI NEDENLER: Adi bir suçtan kaynaklı olarak birey mültecilik statüsüne giremez. Ancak, kararlaştırılmış olan ceza, modern dünyanın standartlarının üzerinde ise ve aşırı bir durum yaratıyorsa, bu şekilde bir istisna oluşur. İşlenmiş olan adi suçun, bireyi mülteci statüsü dışında bırakan bir suç olup olmadığı araştırılmalıdır. Söz konusu ülkenin yasaları incelenmeli, ayrımcılık yapılıp yapılmadığına bakılmalıdır.

2-SAVAŞ VEYA ŞİDDETE DAYALI NEDENLER: Savaş ve şiddete dayalı olarak mültecilik statüsüne başvuran şahsın 1951 Sözleşmesi’nin m.1 deki şartlarını haiz olması gerekmektedir. Bu alanda çok sayıda uluslar arası sözleşme de mevcuttur. Bireyler bu korumalardan da yararlanabilecektir.[17] Bu gerekçe gösterildiğinde genelde mültecilik statüsü verilmesinden çok geçici koruma sağlanmaktadır bir çok ülke tarafından.

3-ASKERİ GÖREVLERE İLİŞKİN NEDENLER:  Bir çok ülkede askeri hizmetler ile ilgili ihlallerin ortak cezaları bulunmaktadır. Özellikle de askerden kaçma fiili çoğu ülkede bir suç oluşturmaktadır. Bu nedendendir ki; savaşa karşı olan, askerlik görevini yerine getirmek istemeyen bireylerin mültecilik başvuruları kabul edilmemektedir.

BMMYK’nın hazırlamış olduğu Elkitabı’nda ve doktrinde, eğer birey askerlik suçu öne sürülerek sözleşmenin m.1 de sayılan unsurların oluşturulması,askerlik suçu nedeni ile farklı cezaların verilmesi,Cenevre Sözleşmelerinin ruhuna aykırı davranılması, insan hakları ihlali yapılması istisnai durumlara örnek gösterilebilir.  “Vicdani ret, bireyde vücut bulan ve bu nedenle belli bir birey tasarımı doğrultusunda kavranabilen savaş karşıtı bir tutumdur. En kısa tanımıyla; bir bireyin ahlaki tercih, dini inanç yada politik görüşleri nedeniyle askerlik yapmayı reddetmesidir. İnsanları vicdani retçi olmaya yönelten çeşitli gerekçeler bulunmaktadır. Bu gerekçeler içerikleri bakımından birbirinden farklı özellikler göstermektedirler. Birey iman ile bağlandığı bir kutsallık tasarımı doğrultusunda askerlik yapmayı reddedebileceği gibi, son derece politik bir tasarım yani bir toplumsal tasarım doğrultusunda da bunu yapabilir. Vicdani ret, bu farklı gerekçelerin ortaklaştığı ahlaki bir momenttir. Zira, hangi gerekçeyle olursa olsun askerlik yapmayı reddetmek, savaş mekanizması ile işbirliği yapmayı reddetmektir ve bireyi, bu reddedişe -neredeyse kaçınılmaz olarak- sürükleyen ahlaki bir sorgulamayı gerektirir.”[18]

Vicdani ret kavramını bu şekilde nüksetmesi ile birlikte bir takım ülkelerde hukuki olarak düzenlemelere gitmişlerdir.Bu bireylerin başka bir kamu hizmetinde çalıştırılabilecekleri öngörülmüştür.[19]

Kanımca, bireyler asla içten bir şekilde inanmadıkları hiçbir harekete  ve tepkiye maruz bırakılmamalıdırlar.

Yazan: AVUKAT ŞERİFE GÜNAYDIN KARAKÖSE

KAYNAKÇA

Odman Tevfik, Mülteci Hukuku, AÜ SBF.İnsan Hakları Merkezi Yayınları No:15, ANKARA

BMMYK, Dünya Mültecilerinin Durumu-İnsani Yardımın Elli Yılı,Oxford University Pres,2000

BMMYK VE STK ortakları, Mültecilerin Korunması- STK’lar için saha Elkitabı

BMMYK ve Türkiye İçişleri bakanlığı ortak yayını,İltica ve Göç Mevzuatı,2005

[1] ANA BRITTANNICA   cilt.27,s.406

[2] KILIÇ , TANER(AV.)      MÜLTECİ HUKUKU DEĞERLENDİRMESİ,bak.  http://www.amnesty-turkiye.org/

[3] MÜLTECİLER HUKUKİ STATÜSÜNE İLİŞKİN  1951 TARİHLİ SÖZLEŞME, Genel Hükümler, md.1

[4] bak.ULUSLARARASI MÜLTECİ HUKUKU REHBERİ(BMMYK), MÜLTECİLERİN KORUNMASI(STK’LAR İÇİN SAHA EL KİTABI)

[5] ODMAN,Tevfik   Mülteci hukuku,sf.85

[7] ODMAN,Tevfik    Mülteci Hukuku, sf.97

[8] ODMAN,Tevfik    Mülteci Hukuku,sf.98

[10] KILIÇ, Taner       http://www.amnesty-turkiye.org/sindex.

[12] KILIÇ, Taner       http://www.amnesty-turkiye.org/sindex

[13] “1951 Sözleşmesi’nde ırk kavram ve kapsam olarak tanımlanmamış olup, burada ifade edilen ırk kavramı; sadece beyaz, sarı ve siyah ırk gibi klasik bilimsel kategori içinde yer alan temel etnik grupları değil, fiziksel ve kültürel farkları olan örneğin Yahudi ve çingene gibi diğer grupları da kapsamaktadır……..”bkz.Tevfik ODMAN, Mülteci Hukuku, sf.103

[14] İHEB m.18 “Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğü vardır. Bu hak, din inancını değiştirme özgürlüğünü ve din ya da inancını, tek başına ya da topluca ve açık ya da özel olarak öğretme, uygulama, tören ve ibadet yoluyla açıklama özgürlüğünü içerir.”

[15] KILIÇ, Taner       http://www.amnesty-turkiye.org/sindex  bkz. “Bir İnsan Hakkı Olarak İltica”

[16] KILIÇ, Taner       http://www.amnesty-turkiye.org/sindex  bkz. “Bir İnsan Hakkı Olarak İltica”

[17] Savaş kurbanlarının Korunmasına İlişkin 1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri-Savaş Halindeki Silahlı Kuvvetlerin Hasta ve Yararlılarının Vaziyetlerinin Islahı Hakkında Sözleşme, Silahlı Kuvvetlerin Denizdeki Hasta,Yaralı ve Kazazedelerinin Vaziyetlerinin Islahı Hakkında Sözleşme, Savaş Esirleri hakkında Tatbik edilecek Muameleye dair Sözleşme ve Savaş Zamanında Sivillerin Korunmasına dair Sözleşme.

[18] The New conscientious objection : from sacred to secular resistance / edited by Charles C. Moskos, John Whiteclay Chambers II. New York : Oxford University Press, 1993. adlı kitaptan yapılmış bir çeviridir.)
Çevirenler: Esmeray Güler, Bekir Fatih Meral, Nail Anıl Cinisli

[19] “Nitekim, askerlik görevinin yerine getirilmesine karşı çıkma hakkı; Avrupa Konseyi Parlamentosu Genel Kurulu’nun 5-13 Ekim 1977 tarihlerinde yapılan 29. Dönem Olağan Toplantısında kabul edilen 816(1977) sayılı kararında yer almaktadır…..Tevfik ODMAN, Mülteci Hukuku, sf.122

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s