Bukowski olsam ne karalardım ki şu sanal çöplüğe…2015’in ağustosunun sıcak bir gecesinde

Sıradan insanların sıradan nefes alış verişleriyle dolu bir kabus. Küçük yalanların beslediği büyük bir ejderha var bizim buralarda. Ateşiyle oyun oynamak isteseniz tüm tenha yerlerinizi yakar…

5 kişi ölür bizim buralarda zaman zaman. 2si şu taraftan 3ü bu taraftan derler. Silahların markası aynıdır ama tetikteki eller başka başka şeyler düşündüklerini sanıp sevdalıca ölürler bizim bu taraflarda.

Evvel zamanlarda bir padişah yaşarmış. 7 oğlan çıkartmış karılarının rahimlerinden. Lalalarla değişik değişik büyütülmüş yeniyetmeler. Her biri başka bir dine ve politik fikre devşirilmiş yetiştirilirken. Biri türkleri, biri kürtleri, biri lazları, biri çerkezleri, biri arapları, biri alevileri, biri ermenileri önüne katmış. 7 beyliğin orduları birbirlerine saldırmışlar, birbirlerini öldürmüşler, sikmişler, yemişler, içmişler gündüzleri başlarındaki komutanlar padişah oğulları. Geceleri 7 oğul  gider aynı sarayın tuvaletine sıçarmış.

Uydurma kahramanlar yaratırlar bizim buralarda. Yüceltilir insanın dini, ırkı, götü, başı. Oysa bir boşluk vardır insanın kalbinde der ya o çirkin adam, hiçbir zaman doldurulamayan. En iyi anlarda yahut zamanlarda bile bilirsiniz işte dolmaz, ve her zaman o boşlukta beklersiniz.

Aslında yazmak istediğim herşey Bukowski ile alakalı ama işte o çirkin adam ki beni yazarken bir nöronumdan yakalarda fırlatır “Orta Dünya” lara atar.

Vakti zamanında kendisi gibi olmayan bir adama aşık olmuştu tanıdığım bir kadın. Hatırlıyorum ben bile yadsımıştım hatunu. Kalk sen sosyalist sosyalist git namazında niyazında bir adama aşık ol. Pek bir çabaladılar hatırlıyorum. Ama aslında çevreleriyle olan mücadeleden çok beyinleriyle olan mücadelede savaşı kaybettiler. Çok sevmişlerdi be birbirleri ama dediğim gibi bizim buralarda göt baş önemlidir.

Charles amcam buyurmuştu;”Dünyayı kurtarmaya insanları teker teker kurtararak başlarsın, bundan gayrısı cafcaflı romantizm ya da politikadır”. Aman özlü söz peşinde sanmayın bu aciz benliğimi, öyle bir derdim yok da Charles hakikaten güzel buyurur. Bu buyruğunu okuduğumda 17 yaşındaydım. Ama şeytan yakamı bırakmadı işte. Sonuçta ben de siyaset tarafından yaralandım.İyi niyetim ve deli yüreğim tam ölüyordu ki bir insan tarafından kurtarıldım. Öyle işte, kalbinizde ki boşlukta beklersiniz. Ya şunun bunun evladı olup garip fikirlerle birbirinize yabancılaşırsınız ya da adam olur bu dünyanın geçici bir üyesi olduğunuzu kabul edersiniz, sonuçta göt kılı olmak oldukça basittir bizim bu taraflarda. Evinin önünü süpürmek, komşuna sahip çıkmak, sokak hayvanlarına bir kap su bırakmak, yağmurda yürümek, sokakta öpüşmek, ateist olmak,sokakta elini açıp dua etmek, mini etek giymek, başörtüsü takmak, say işte kafandan binbir çeşit fiil zordur bu topraklarda. Etiketlenirsin, yasaklanırsın, öldürülürsün, dedikodu malzemesi olursun; ama illa ki bişey olursun. İsimsiz bırakmazlar kimseyi bu topraklarda…

Islak toprağın kokusuyla uyandığım günler olur bazen. Filizlenmiş fesleğenlerimi görürüm, kokularını çekerim içime. O sabahlar hayat ne basittir. Barınırsın, yersin, sevişirsin, ölürsün aslında sadece …