Neil Gaiman’s “The Case of the Four and Twenty Blackbirds”

22122014_15

The Case of the Four and Twenty Blackbirds

“Humpty Dumpty had a great fall, all the king’s horses and all the king’s men
couldn’t put Humpty together again. Everyone said it was an accident but his sister Jill Dumpty was aware that the truth was something else. ”

Neil Gaiman take us to the world of Humpty Dumpty and investigates the case through the eyes of Mr. Horner. The idea is just amusing. You suddenly emerge into the fantasy world and don’t want it to be gone. If you are one of those short story lovers that just want to feel the joy of the sentences then this story might be the one for you. Dialogues in short stories often bore the readers but not in this one. You can find the story online at;  http://www.neilgaiman.com/Cool_Stuff/Short_Stories/The_Case_of_the_Four_and_Twenty_Blackbirds.

I hope you’ll like it. Have fun!

müzeyyen

Bazen hiç canın istemez. Tüm dünyanın yükünü taşımaktır asıl işin. O yüzden olumluluk bir yalandır sana. Kapılamazsın o söylemlere. Psikologların hazırladığı o oyunların bir parçası olamazsın.  Ne ekersen biçemezsin işte; tüm dünyanın kurulu olduğu düzenin bir düzen olmadığı gerçeğiyle tanıştığında. Tüm atasözleri  bağnazların sana sunduğu yalanlardır ve aslında çoğu masal gerçektir, çoğu ideolojinin uçuk olduğunu anladığında. Nefes alman gerekir. Yemen,içmen, uyuman, seks yapman sadece gösterimdeki filmin sekanslarıdır. İnanma onlara. Tek doğrunun beyninde olduğunu anladığında ise biraz geç olmuştur vakit. Müzeyyen’i dinlersin bir kadeh rakı eşliğinde ve unutursun gerçekleri. Uyanırsın tekrar yaşamak için bu sefilliği….

Persona

Persona (1966)

Çok derin bir karanlık vardı havada. Pencere camında kendini gördü yoldan geçen aracın uzunları yanınca… Gözlerinin altındaki torbalar iyice belirginleşmiş miydi yoksa? Bir an umursayacak gibi oldu ama… geçti sonra. Bu kadar kasvetli mevzular varken hayatında yaşlanmasına kafayı takamazdı öyle değil mi? Hem hiç yakışık almazdı da. Kendinden utandı.

Kitapçıdan aldığı dvd ye daldı bir süre. İçinde ki kataloğu inceledi. Ne çok film kaçırmıştı son 4 yıldır. Oysa sinema tutkunuydu bir zamanlar. Tüm konuştuğu düşündüğü yazdığı sinemaydı…Geçti sonra; aynı şiir yazmayı, araştırma yapmayı bıraktığı gibi bırakmıştı sinemayı da…Dvd oynatıcıyı başlattı. Filme veremiyordu kendini. “Bir tek ben izliyorum bu filmi yeryüzünde şu an belki de”, dedi iç sesi. Bir de coldplay den viva la vide çalıyordu beyninde..-.I used to rule the world(eskiden dünyayı yönetirdim)
Seas would rise when I gave the word( bir sözümle denizler yükselirdi)
Now in the morning I sleep alone( şimdi sabahları yalnız uyanıyorum)
Sweep the streets I used to own( eskiden sahibi olduğum sokakları süpürüyorum)-

Dağıldı düşünceler şarkılar…Niye bütün olamıyordu ki toplumla. Toplumu yıllarca -tükaka- ilan etmişti dostlarıyla ama şimdi dostları o toplumun nadide çiçekleri olmuştu. Geride kalmıştı herşeyden. Herkes hıza yenik düşmüşken zamanı yaşamaya dalmıştı ve birden herkes büyümüşken o aynı yaşta takılmıştı. Oysa çocuk kalmak iyidir derlerdi ama parktaki tek çocuk oydu artık. Yalnızken nasıl tahterevalli de sallanabilirdi ki?

Kumandayı aradı bir süre odada. Kanepenin kenarına sıkışmış siyah zabaniyi ele geçirince bir rahatlama hissetti, evet yapabilirdi. O yapay ama bütünlüklü hisse dahil olabilirdi işte. Uyduyu açtıktan sonra kanalları gezindi ve buldu!! Birileri bu filmi yayınlıyordu, demek ki birileri daha vardı izleyecek olan, o birileri ile birbirine benzeyen tepkiler üretecekti 1 saat 24 dakika boyunca ve o birileriyle aynı hazzı alacaktı…Televizyonun en güzel tarafıydı bu işte aynı anda benzer şeyler yaşatmak benzer insanlara. Liv Ullmann’ın dilsizliğinde yaşam buldu beyni…“Persona” bir kez daha yankılandı bir sürü evde…

Da Vinci’s Demons

20130412-233919.jpg

“The upcoming Starz series centers on Leonardo da Vinci who fights to set knowledge free in a world where thought and faith are controlled.” says the AceShowbiz.com.
I watched the first episode last night. Leonardo the bastard meets the Turk and so the “order” begins…. The pilot was not making a sensation. The cues of Da Vinci’s character was improper but the costume design was brilliant.
“History is a lie that has been honed like a weapon by people who have suppressed the truth,” a voiceover says. “Centuries from now your own history will also be suppressed.”
These sentences sounds familiar to me like G. Orwell once said”“He who controls the past controls the future. He who controls the present controls the past.” (1984)
The first episode couldn’t satisfy the expectations about the mystical occurance in the first place but the actor Tom Riley shows his best talent. I must also mention that the sex scenes were worst than the True Blood’s.
Although all the failing sides, the series will keep itself talked. In the end it’s about Da Vinci….

MÜLTECİ STATÜSÜNÜN TESPİTİNE TEMEL TEŞKİL EDEN NEDENLERDEN:KORKU,BASKI-ZULÜM

MÜLTECİ STATÜSÜNÜN TESPİTİNE TEMEL TEŞKİL EDEN  NEDENLERDEN:

KORKU,BASKI-ZULÜM

GİRİŞ

 İltica olgusu, varlığını modern dünyanın çok daha gerisinden itibaren devam ettirmiştir.İltica,  “Uluslar arası hukukta, yurttaşı olduğu devletten cezai kovuşturma, mahkumiyet ya da siyasal baskı nedeniyle kaçan kişilere başka bir devletçe tanınan koruma”<a title=”” [1] olarak ifade edilmektedir. Çağdaş dünyanın iltica olgusuna verdiği sözlük anlamı dışında , tarihçe olarak ;iltica,  Hitit ve Aztek yazıtlarında dahi varlık bulmuştur. Bu yazıtlar incelendiğinde o dönemde sözleşmelerde önemli bir unsur olarak ilticanın yer aldığı görülmektedir. Ayrıca dinler tarihinde de yaşanan baskı ve zulüm olayları esnasında , insanlar iltica yoluna başvurmuşlardır. “İslam tarihinde ilk inananların üzerindeki baskıların zulüm boyutuna ulaştığı bir zamanda başta Habeşistan’a sığınmış olmaları, sonrasında ise Medine’ye hicret etmeleri, İslam tarihinde çok önemli ve hayati bir dönüm noktasını oluşturmaktadır. Keza, İspanya’dan kaçan Museviler için Osmanlı İmparatorluğunun sığınma hakkı tanımış olması, şüphesiz bu din mensupları için unutulmayacak bir insanlık örneği oluşturmuştur.”[2] Dini müesseselerin bir sığınak olarak görülmesi, 20. yy da devletlerin, “mülteci”yi  kabul etme mekanizmasını, erklerinin içine yerleştirmesi ile birlikte yavaş yavaş son bulmuştur. Continue reading

Kibir

Kadın olmanın hiçbir üstün yanı yoktur aynen hiçbir altta kalan tarafı olmadığı gibi… Neye göre mi? Tabii ki feminen düşüncenin mağdur etiketiyle kadını yalıttığı tüm somut soyut söylem malzemelerine göre… Kendimizi ayrıcalıklı sanmayı bırakalım, diğer cinsten centilmenlik beklemeyelim, temel ihtiyaçlarımızın yanında lükslerimizi de kendimize dayatalım başkasına değil…Dünya emekçi kadınlar günü kutlu olsun bence de ama keşke böyle günlere gerek kalmasa böyle bir konu konuşmak zorunda olunmasa…